Gelin bugünkü yazımızda hızla değişen dünyamızdaki son gelişmelere kuşbakışı bir göz atalım ve önümüzdeki on yılda neleri konuşacağız tahmin etmeye çalışalım.

Bu aralar Twitter’ı takip ederken, sanıyorum çoğumuzun sıkça karşılaştığı bir his var: “Her şey çok hızlı gelişiyor, her hafta yepyeni bir konu ortaya atılıyor” Hak vermemek mümkün değil; birkaç ay önce DeFi konuşuyorduk, sonra NFT çıktı, sonra Metaverse, derken DAO’lar. Böyle olunca, çıkan her yeniliği moda olarak addediyor ve gelip geçeceğini düşünüyoruz. Gerçekten öyle mi?

Nasıl bir süreçten geçiyoruz?

Teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan dijitalleşme bir kaç on yıldır hayatımızın içinde, bizi fiziki dünyadan dijital dünyaya yavaş yavaş geçiriyor. İnsanlar değişime ilk aşamada karşı çıkarlar. Bu nedenle değişim ilk olarak eski dünyanın yeni dünyada bire bir taklidi şeklinde ortaya çıkar. Bu taklitlere zamanla alışıldığı noktada, bu dünyaya özgü yenilikler de yavaş yavaş kabullenilmeye başlar.

İşte dijitalleşmenin ilk aşamalarında da yaptığımız genel olarak dijital dünyayı taklit etmek oldu. Gazetelerin internet sayfaları kağıt baskının pdf kopyası şeklinde idi. Sonrasında, yavaş yavaş haberler kullanıcıların tıklayıp ilgi gösterdikleri alanlara göre daha kişiselleştirildi, arkasından okuyucular yorum yazarak daha interaktif hale geldiler, en sonunda ise bireyler pasif okuyuculuktan aktif haber yaratır hale geldiler.

İki kritik dönüm noktası

Uzun bir zaman dilimine yayılan bu dijitalleşme dönüşümünde kimi gelişmeler aslında sürece ciddi şekilde seviye atlattı. Bu tip seviye atlatan pek çok olay sayılabilir ancak şahsen iki olayın önemli birer dönüm noktası olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan birincisi blokzincir teknolojisi sayesinde bireylerin dijital dünyada her tür ilişkiye aracılara ihtiyaç duymadan girebilmeleri. Bu sayede, eski dünyadan gelen ve dijital dünyanın en büyük handikaplarından olan ‘tanımadığın insanlara güvenme ve ilişki kurma’ sorunu çözüldü.

lifeboat
Image by Gerd Altmann from Pixabay

İkinci önemli olay ise ‘pandemi’ ile birlikte insanların mevcut alışkanlıklarını ‘zorla’ da olsa değiştirmesi, dijital dünyada bir arada olmanın ‘fiziksel dünyada’ bir arada olmanın yerine tam olarak geçemese de ‘ehven-i şer’ (yani yeterince) bir alternatif olduğunu kanıtlaması oldu. Birebir yerini tutamıyor olsa da özellikle zamandan tasarruf sağlaması nedeniyle pek çok insanın fiziksel görüşmeye nazaran tercih ettiği bir yöntem oldu bu.

İşte blokzincir ile fiziksel dünyaya karşı zayıf karnını sağlamlaştıran dijital dünya, pandemi ile birlikte ‘zihinlerdeki bariyerleri’ de ortadan kaldırarak, eskiden sadece teori ve hayal dünyasında olan (plaza diliyle konsept aşamasındaki) kimi yenliklerin artık çok daha rahat konuşulabildiği bir yer haline geldi.

Peki nedir bu dijital dünya? Fiziksel dünya ile karşılaştırsak?

Peki son zamanlarda moda olan bu kavramların fiziksel dünyada eşi var mı? Var tabii. Malum, hepimiz insanız ve bu yenilikleri kafamızda bir yerlere oturtmaya çalışıyoruz. Gelin isterseniz buna yardımcı olabilecek bir zihin egzersizi yapalım.

Yeni dünya aracılara ihtiyacın azaldığı ve bu dünyada kullanıcıların daha fazla güç ve kontrol istediği bir yer. Bu nedenle, bu dünyada eski kavramların yenileri ile değiştiğini göreceğiz. Nelerin mi?

  • Para olarak itibari paradan kripto paralara geçeceğiz
  • Finans işlerimizi klasik finans kurumları yerine merkeziyetsiz finanstan yapacağız
  • Fiziki varlık tutmak yerine dijital dünyada varlıklarımızı NFT olarak tutacağız
  • Sosyal ilişkilerimizi (iş ile ilgili ya da iş dışı) mevcut sosyal ağlar yerine metaverse ile yürüteceğiz
  • Projeleri artık şirketler yerine DAO’lar götürecek

Yukarıdaki beş konuyu görünce içinizden “hadi canım, uçuyorsun” diye geçirebilirsiniz? Gayet normal bir tepki. Öncelikle, yukarıda bahsettiğim bugünün kavramlarının (yani itibari para, klasik finans kurumları, fiziki varlıklar, sosyal medya ya da şirketler) ortadan kalkmayacağını belirtelim. Mevcut fiziki dünya oyuncuları aynı kalacak belki bir miktar büyüyecekler bile ancak asıl büyüme (daha doğrusu patlama) yukarıdaki bahsettiğimiz yeni alanlardan gelecek. Nasıl 10 yıl önce dünyanın en değerli on şirketi içinde tek bir tane teknoloji şirketi varken bugün listenin neredeyse tamamı teknoloji devleri ile doldu ise benzer bir değişimi önümüzdeki on yılda yukarıdaki alanlarda göreceğiz.

Her şey güllük gülistanlık mı?

Tabii ki hayır. Yukarıda bahsettiğimiz vizyonun önünde pek çok engel var. Bu engeller sonucu değiştirmeyecek belki ancak sürecin ne kadar uzayıp kısalacağı konusunda belirleyici olacak.

Engellerin en büyükleri, fiziki dünyadaki devletlerin bu dünyaya geçişi ne şekilde denetleyecekleri olacak. Bakın, “bu dünyayı ne kadar denetleyecekler” demiyorum, açıkçası bu neredeyse imkansız bir istek olur. Bahsettiğim, fiziki dünyadan bu dünyaya geçişi denetlemek, ki bu bile başlı başına altından kalkması zor bir görev olacak. Burada yönetimler ya bu alanda ülkelerinden çıkan girişimleri destekleyecekler ya da Çin benzeri yasakçı bir zihniyete bürünecekler. Dileriz tüm ülkeler ilk yolu seçerler. Böylece vatandaşlarını teknolojinin nimetlerden olabildiğince yararlandırıp yaratılan katma değerin olabildiğince ülkede kalmasını sağlayabilirler. Blokzincir alanında İsviçre, Singapur gibi ‘akıllı’ olarak adlandırılabilecek ülkelerin ilk yolu seçmiş olmaları umut verici bir gelişme.

İkinci büyük engel ise fiziki dünyanın egemen güçlerinden Facebook ve Microsoft gibi merkezi yapıların bu dünyada da egemen olma çalışmaları. Biliyorsunuz Facebook’un Meta hamlesinin hemen arkasından Microsoft’un CEO’su da bu alanda yoğunlaşacaklarını açıkladı. Bu iki kurumun da özellikle metaverse konusunda Oculus ve Xbox gibi yazılım ve donanım alanına yaptıkları muazzam bir yatırım var. Bu yatırım sonucu elde ettikleri müthiş bilgi birikimi üzerine sahip oldukları maddi gücü eklediğinizde bu oyuncuların yarışta ne kadar avantajlı olduklarını görebilirsiniz. Peki ne sakıncası var bunun? Pek çok var ama birkaçını hemen sıralayalım: Facebook’un Cambridge Analytica skandalını takip edenlerin hatırlayacağı kullanıcı bilgilerinin manipülatif eylemlerde kullanılması bunlardan biri. Bir başkası, yine Facebook’un bir gecede kendi sistemi üzerine kurulu girişimlerin altındaki halıyı çekerek onları ortada bırakması. Bu tip oyuncuların maalesef sicilleri oldukça bozuk.

Bu merkezi yapılara karşı alternatif nedir? Merkeziyetsiz yapılar mı? Tam olarak kestirmek güç, ancak merkeziyetsiz finans alanındaki girişimlerin açık yapıları ile son bir yıl içinde geldikleri nokta, gelecek için ümit verici.

Sonuç

Sürece yukarıdan bakınca fark ettiğimiz, dijitalleşmenin hayatımıza girmesiyle yavaş yavaş hissetmeye başladığımız dönüşümün, bundan sonra ne yöne hareket edeceğinin ipuçları aslında. Siz böyle haftada bir yeni konu çıktığına bakmayın, aslında bu gelişmelerin her biri önümüzdeki on yıl bizim gündemimizde olmaya devam edecek. O nedenle, “yarın nasıl olsa yeni bir trend çıkar” diye düşünmeyip, bu gelişmeleri iyi anlamak önemli. Önümüzdeki yazılarda bunlara daha sık eğileceğiz.


Not 1: Bu yazı ilk olarak 24 Kasım 2021’de BTCHaber.com‘da yayınlandı

Not 2: Tüm yazılara Yazılar sekmesinden ulaşabilirsiniz

Genel not: Bu ve diğer yazılarımızın hiçbiri yatırım tavsiyesi değildir. Özellikle DeFi yani merkeziyetsiz finans sektörünün denetime tabi olmamasından dolayı klasik piyasalara göre çok daha riskli olabileceğini göz önünde bulundurun.