Bu satırlarda DeFi yani merkeziyetsiz finanstan bahsederken, ağırlıklı olarak, kişiden kişiye işlemlerde kullanılan blokzincir uygulamalarına değiniyoruz. Bunun temel nedeni, 2020 yılının ortalarından itibaren bu alanda adeta bir patlama yaşanmış olması.

Kurumsal alanda blokzincir uygulamalarında ise, 2016-2019 yıllarında sıkça okuduğumuz PR içerikli haberler sonrası son dönemde bir yavaşlama söz konusuydu. Özellikle bu alanda en çok adı geçen Hyperledger oluşumunun önde gelen temsilcilerinden IBM’in Blockchain ekibinde yeni bir düzenlemeye gittiği haberleri pek çok kişi tarafından “kapalı blokzincirlerin helvasını yeme vakti geldi” şeklinde algılandı.

Son dönemde medyaya yansıyan son iki haber ise, “Bu alanda tekrar bir canlanma mı var?” sorusunu akıllara getiriyor.

Bunlardan ilki olan Avrupa Yatırım Bankası’nın 100 milyon Avro’luk tahvil ihracı, kurumlar arası gerçekleşen kapalı bir satışın halka açık Ethereum blokzinciri kullanılarak gerçekleştirilmesi nedeniyle, ilginç bir deney olarak algılandı. (Bu ihracı detaylı olarak incelediğimiz yazımızı şurada bulabilirsiniz).

Geçtiğimiz hafta ‘ajanslara düşen’ ikinci bir haberde ise, Wall Street’in en prestijli kurumlarından Goldman Sachs‘in, rakibi JPMorgan’ın kurmuş olduğu blokzincir ağına dahil olup işlem yapmaya başladığını okuduk. Wall Street bankalarınının, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için işlem bazlı işbirliklerini sıkça görürüz (örneğin sendikasyonlar) ancak birbirine azılı rakip iki bankadan birinin diğerinin ağına dahil olması nereden bakarsanız bakın ilginç bir haber.

euro
Image by suju-foto from Pixabay

Gelin detaylarına birlikte göz atalım:

Wall Street’in blokzincir ile imtihanı

Goldman Sachs, JPMorgan tarafından repo/ters-repo işlemlerinde kullanılmak üzere kurulan blokzincire katılarak, 17 Haziran 2021’de miktarı açıklanmayan bir işlem gerçekleştirdi.

Aslında, JPMorgan’ın böyle bir blokzincir kurduğu ve Goldman Sachs’i de ağa dahil etmeye çalıştığı 2020 yılının Aralık ayında açıklanmıştı. Ama işte malum, burası Wall Street; büyük kurumlar, karmaşık yapılar, kanuni işlemler vs derken, ilk işlemin gerçekleşmesi altı ay kadar bir süre aldı.

Wall Street’de ilk blokzincir üzerine çalışmaların 2016 yılında başladığını düşünürsek, yukarıda bahsettiğimiz altı aylık süre çok da uzun sayılmaz. O zamandan bu yana yapılan pek çok deneme de var. Örneğin, Paxos hisse senetlerinin gerçek zamanlı mahsuplaşması konusunda blokzincir kullanımına başladı (ki aynı Paxos, PayPal’ın kriptopara alım-satım işlemlerinin altyapısını da sağlıyor). Bunun yanında, Arca, ABD tahvillerinden oluşan bir fonun hisselerinin ArCoin adıyla dijital hale getirilip blokzincir üzerinden transferi konusunda SEC’den onay almayı başardı.

Bu arada JPMorgan’ın kendisinin de blokzincir alanında pek çok denemede bulunduğunun altını çizmek gerek. Bunların içinde en çok PR’ını yaptığı özel (kapalı) blokzincir (dağıtık defter) projesi Quorum‘u, istediği başarıyı elde edemediği için 2020 yılının Ağustos ayında ConsenSys‘e sattı (aslında buna ‘devretti’ demek daha doğru olabilir - zira sonrasında 2021 yılının Nisan ayında ConsenSys aralarında JPMorgan’ın da bulunduğu yatırımcılardan 65 Milyon ABD Doları yatırım aldı). Bu tip denemelere halen devam etmekte olan JPMorgan’ın, Onyx adı verilen blokzincir ve ödeme altyapısı sağlayıcı bir iş birimi, adı sonradan Liink olarak değiştirilen Interbank Information Network isimli dağıtık bir bilgi ağı ve JPM Coin adlı kurumlar arası işlemlerde ödeme aracı olarak kullanılmak üzere tasarlanmış bir dijital parası da bulunmakta.

Goldman Sachs’ın JPMorgan blokzincir ağına girmesi

Konumuza geri dönelim. Ne işe yarayacak bu blokzincir ve Goldman Sachs neden bu zincire katıldı? Öncelikle, bu örneğe konu olan repo işlemlerini bir hatırlayalım:

Repo, Wall Street’in kısa vadeli fon ihtiyacını karşılamak için en sık kullandığı işlemlerden bir tanesi (detaylarda farklılık gösterse de ülkemizde de yakından tanınan ve kullanılan bir işlem türü). Kısaca, elinde devlet tahvili tutan bir finansal kurumun, kısa vadeli nakit ihtiyacını karşılamak için, bu tahvili yatırımcılara satması ve ertesi gün geri satın alması şeklinde açıklayabiliriz. Bir başka deyişle, devlet tahvili gibi kuvvetli bir finansal aracın teminat verilerek çok kısa süreli olarak kredi alınması. Satıcı kurum için repo olarak adlandırılan bu işlem, tahvili alan karşı taraf yani yatırımcı için ters-repo olarak isimlendiriliyor. Toplam hacim yaklaşık 2.5-3 trilyon ABD seviyesinde.

Repolar içinde en sık karşımıza çıkan ‘third-party-repo’ işlemlerinde ise, alıcı ve satıcı arasında bir aracı kurum bulunuyor. Bu kurum, işleme konu olan devlet tahvilini tutuyor ve işlem tamamlandığında tahvil ve paranın doğru bir şekilde el değiştirmesini sağlıyor. Sadece bununla sınırlı değil yapılan işlem. Aynı zamanda işlemin doğru faiz oranları ile değerlemesi ve işlenmesini de bu aracılar sağlıyor. Bu aracı kurumların, en büyük iki tanesi ise JPMorgan Chase ve Bank of New York Mellon.

Peki nasıl bir işlem gerçekleşmiş? ABD hazine bonosunun dijital bir versiyonu ile JPM Coin (yukarıda bahsettiğimiz JPMorgan tarafından çıkarılan, birebir ABD Dolarına çıpalı bir stabil para) takas edilmiş. Bu işlem sırasında, yediemin olarak Bank of NY Mellon kullanılmış. İşlem tam olarak 3 saat 5 dakikada sonuçlanmış. İşlemin kısalığının yanında sürenin kesin olarak bilinmesinin; tahvil ve nakdin el değiştirmesi sırasında yaşanan belirsizliği sona erdirmesi nedeniyle; gün içi para piyasasında ileride ciddi bir etki yaratacağı öngörülüyor.

Neden blokzincire ihtiyaç duyuluyor? Repo işlemini yapmak kolay, ancak sonrasında bu işlemlerin hesaplaşması ve mahsuplaşması uzun sürüyor. Genelde sabahın erken saatlerinde mahsuplaşma yapılmaya çalışılsa da, sıkça yaşanan gecikme durumunda, işlem sahiplerine milyarlarca dolarlık gün içi kredi açılması gerekebiliyor. Goldman Sachs’ın global piyasalar dijital varlık biriminin başı Matthew McDermott’un “dakika bazlı faiz ödüyoruz” şeklindeki açıklamasına bakarak durumun bu bankalar için ne kadar kritik olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla, günlerce sürmek yerine, blokzincir tabanlı olarak saatler içinde mahsuplaşmanın yapılabilmesi, gün içinde nakit ihtiyaçlarının karşılanmasında büyük bir ihtiyaca cevap verebilir gibi görünüyor.

Bu arada, şunu da belirtmekte yarar var: Bu işlemde JP Morgan’ın Onyx birimi (yaklaşık 100 çalışandan oluşan bir ekip) gerekli altyapıyı sağladı. Onyx’in Ethereum ve onun üzerine yazılı akıllı kontratları kullandığını da ekleyelim.

Sonuç

Yukarıda detaylarını paylaştığımız işlem, gerek repo piyasasına hız kazandırması, gerekse bu işlem yapılırken halka açık Ethereum blokzinciri kullanılması açısından oldukça ilginç. Ayrıca, bunun bir deney (ya da Proof-of-Concept) değil, para transferi içeren gerçek bir işlem olduğunu da tekrar hatırlatalım. 

Kurumlar arasındaki özel blokzincir çözümleri için bile güvenlik ve standart olarak açık bir blokzincirin kullanılması, kapalı/açık blokzincir ayrımı yerine, artık hibrit yapıların ön plana çıkacağının bir göstergesi. Ayrıca, Ethereum’un artık yetkinliğini kanıtlamaya başladığının bir başka örneği. Birbirleri ile acımasızca rekabet eden Wall Street devlerinin, iş maliyetleri kısmaya gelince nasıl bir araya geldiklerini görmek gerçekten göz yaşartıcı ama bunun blokzincirin ‘tarafsız’ özelliği sayesinde gerçekleşebildiğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.

Hayatımıza yeni girmeye başlayan blokzincir teknolojileri, sadece kişiler arası değil, yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi kurumlar arasında da yavaş yavaş kabul görmeye başlıyor. Standartlar oturdukça, kurumlar kültürel olarak bu teknolojilere daha da aşina oldukça, bu konuda örneklerin artması beklenebilir. Sonuçta ‘para konuşur’.


Not 1: Bu yazı ilk olarak 29 Haziran 2021’de BTCHaber.com‘da yayınlandı

Not 2: Tüm yazılara Yazılar sekmesinden ulaşabilirsiniz

Genel not: Bu ve diğer yazılarımızın hiçbiri yatırım tavsiyesi değildir. Özellikle DeFi yani merkeziyetsiz finans sektörünün denetime tabi olmamasından dolayı klasik piyasalara göre çok daha riskli olabileceğini göz önünde bulundurun.