Bu yazımızda gelin önümüzdeki dönemde finans dünyasına etki edecek üç aktöre bakalım. Finans dünyasının nasıl tepki vereceğini ve nasıl bir dönüşümden geçeceğini tahmin etmeye çalışalım:

Dijital dünyada kişiler arasındaki finansal ilişkinin doğru bir şekilde çalışması için ihtiyaç duyulan kayıt tutma yani muhasebe işlevi şimdiye dek finansal kurumların tekeli altında idi. Blockchain teknolojisi, işte finansal kurumların en temel varlık nedenlerinden biri olan bu “güven” fonksiyonunu onların elinden alıp tüm topluma vermeye aday. Tabii buna sebep aslında Blockchain değil, bu teknolojiyi kullananlar. Gelin hep birlikte bakalım kimmiş bunlar?

guven
Image by Alexander Lesnitsky from Pixabay

Önce dijitalleşmeye minicik bir göz atış

Dijitalleşmenin hayatımıza girmesi ile birlikte bireylerin ihtiyaç duyduğu dijital varlığa sahip olma (elinde tutma, kaydetme) ve onu transfer edebilme gibi temel gereksinimleri başarı ile karşılayan finans sektörü şimdi üç kulvardan tehdit altında. Nedir bu üç kulvar derseniz, basitleştirilmiş olarak bir bireyin finansal ilişkide bulunduğu üç grup üzerinden bakalım:

  • Birey ile birey arasında (kişisel para transferi)
  • Birey ile ticari işletmeler arasında (hizmet ya da ürün karşılığı ödeme)
  • Birey ile devlet arasında (vergi ve ceza)

Fiziksel dünyadan dijital dünyaya geçtiğimiz son otuz yılda yukarıdaki üç alanda da işlem hacimlerinde ciddi bir patlama yaşandı. Ve bu süreçte aslan payını banka ve benzeri finans kurumları kaptılar. Eskiden para göndermek için banka şubesine gitmek başlıbaşına bir zulüm iken, şimdi elimizdeki cihazlar ile aynı sürede onlarca işlemi dakikalar içinde yapıyoruz. Benzer şekilde online ürün almak ya da elektrik, su faturası ödemek gibi işlemleri saniyeler içinde oturduğumuz yerden hallediyoruz. Keza vergi ve trafik cezası gibi devlete yapmamız gereken ödemeleri de. Tabii tüm bunların bankalar aracılığıyla ve bir bedel karşılığı gerçekleştiğini unutmadan.

Finans kurumlarının temeline üç koldan yapılan atak

Ancak finansal kurumların belli bir komisyon karşılığı yüksek kâr marjları ile işlem yaptıkları dönemlerin artık yavaş yavaş sonuna gelmeye başladık. Rekabetten söz etmiyorum, o artarak sürüyor. Yukarıda bahsettiğimiz kanalların altı daha temelden oyulmaya başladı. Tek tek bakalım şimdi:

uc_silahsorler
Photo © Chris Morgan (cc-by-sa/2.0)

Bireyden bireye ödemelerde kripto paralar

Blockchain teknolojisi dijital dünyanın en büyük sorunu olan kopyalanabilirliğin önüne geçerek dijital varlıkları aynı fiziksel varlıklar gibi sınırlı ve tek kullanımlık bir şekle sokmayı başardı. Bu da bireyden bireye transfer alanında finansal kurumların şimdiye kadar elinde tuttuğu kalın finansal surların içinde ufak da olsa bir delik açtı. Bunun gündelik hayatta ilk kullanım örneğini, ‘değer tutabilen ve istenen kişiye istenen zamanda herhangi bir kısıtlama olmadan transfer edilebilen dijital para Bitcoin’ ile görmeye başladık.

Alışveriş ödemelerinde teknoloji devleri

Hizmet ve ürün karşılığı dijital dünyada yapılan işlemlerde Blockchain teknolojisini kullanan pek çok yeni girişim olsa da, bu alanda çığır açacak insiyatifi Libra projesi ile Facebook gösterdi.

Neden önemli Facebook? Şöyle düşünün: Ödeme için herhangi bir kredi kartı ya da banka hesabı kullanan bir tüketici kaç farklı kart ya da hesap kullanabilir? Onlarca. Bu, ticari bir işletme için yapacağı tahsilatlarda aracılara ciddi komisyonlar ödemesi demek. Peki, bu işletme Facebook kullansa? Unutmayın “herkesin bir Facebook hesabı var”, sevgili Mark hepimizin cebinde, bize 7/24 dokunuyor. Üstelik finansal kurumlarımız mevcut coğrafi sınırlar içinde 80 milyona hizmet vermek için çabalarken o 2.7 milyar insana ulaşıyor. Tekrar soralım: Hem maliyetlerinizi düşürecek hem de size dev bir müşteri kitlesi sunacak kapalı bir ekosisteme girmek istemez misiniz?

Benzer şekilde Facebook’un kurduğu Libra konsorsiyumunda yer alan dünyanın en önemli para transfer aracılarından PayPal, 2020’nin Ekim ayı içinde kripto paralar ile ödeme almaya başlayacağını söyledi. Kuruluşundan kısa bir süre sonra Libra konsorsiyumundan ayrılan PayPal’ın yakın zamanda Libra benzeri kapalı sistem bir dijital para kurması çok olası bir seçenek. Zira 300 milyon kullanıcı ve 28 milyon ticari işletmeyi elinde tutan bir güç, neden bunları kendi kapalı ekosisteminde tutup daha fazla ‘sağmasın’?

Ve merkez bankaları

Tabii, sadce finansal kurumlar değil Facebook’tan çekinen. Merkez Bankaları da bu global devleri kendi ekonomik politikalarına bir tehdit olarak algıladılar. İşte bu nedenle, Libra açıklamasının hemen ertesinde Fransa Maliye Bakanı çığlığı bastı. Amerika Birleşik Devletleri kongresi Mark Zuckerberg ve Libra projesinin başı David Marcus’u neredeyse haftada bir sorgulamaya başladı.

ABD (ve kısmen Avrupa Birliği) global finans sistemin ağırlıklı sahibi olarak egemenliklerinin devamına tehdit olarak gördükleri için Libra benzeri Blockchain tabanlı merkeziyetsiz insiyatiflere kuşkuyla bakıyorlar (dünya ticaretinin %80’inin ABD Doları ile gerçekleştiğini hatırlatalım). Öte yandan dünyanın diğer tarafında, ekonomik bir güç olmayı hedefleyen Çin ise Libra’ya tepkisini, yıllardır üzerinde çalışmakta olduğu kendi Merkez Bankası Dijital Parası projesinde gaza basarak gösterdi.

Merkez Bankası Dijital Paraları, devlet otoritelerine halk ile direkt iletişime geçebilme imkanı vermesinden ötürü üzerinde hassasiyetle durulan bir enstrüman. Merkez Bankası’nda bir hesap açtırmak suretiyle vatandaşa dokunmanın ne gibi faydası olabilir?

Öncelikle, vergi ve ceza tahsilatı gibi konularda bankalara ödenen komisyon ya da kullandırılan likiditeden kaçınmak gibi somut ancak ufak faydaları var. Ancak bu, böyle bir projeyi geliştirmek için yeterli olmayabilir. Bankalar gerekli teknolojik altyapı yatırımlarını çoktan yapmış olduklarından bu hizmeti devlet için ekonomik bir şekilde vermeye devam edebilirler.

Keza, ‘finansal dünyaya erişimi olmayan kesimleri sistem içine sokmak’ da fikir olarak oldukça güzel bir neden olsa da, PR etkisinin ötesinde bu insiyatifi tek başına taşıyamaz.

Yukarıdaki saydığımız nedenlerin ötesinde, bu hesaplar sayesinde merkez bankaları sadece parasal değil mâli anlamda da hızlı etki edebilecek politikalar geliştirme imkanına kavuşabilirler. Biraz daha açalım: Devlet ile vatandaş arasında birebir bir kanal açıldığında, herhangi bir alanda verilecek teşviklerin ihtiyaç sahiplerine anında ulaştırılması sağlanabilir. Böyle bir sistem, bu teşviklerin kullanımının izlenmesi ve sonuçlarının hızla değerlendirilmesine olanak verebilir. Böylesine hızlı bir geribildirim aynı zamanda izlenen stratejinin çok daha etkin ve ölçülebilir yeni aksiyonlar ile güçlendirilmesine de destek olabilir.

Finans dünyası nasıl tepki verecek?

İşte yukarıda bahsettiğimiz bu üç kulvarda, kripto paralar, Facebook/PayPal benzeri büyük teknoloji şirketleri ve merkez bankaları, klasik finans dünyasının oturduğu sandalyeyi altından çekebilirler.

Peki ne olacak? Finans dünyası çalışanları telefonlara sarılıp iş aramaya mı başlasınlar? Öncelikle şunu söyleyelim. Finans dünyasının bir yere gittiği yok, hep bizimle kalacaklar. Zaten Fintech dediğimiz alanda son yıllarda yaşanan tüm gelişmeler aslında mevcut finans sektörünün artan rekabete karşı kendini korumak için aldığı tedbirler bir anlamda. Yine de finans kurumlarının yakın zamanda kökten bir dönüşümden geçeceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Burada iki yönlü bir değişim olacağını tahmin ediyorum:

Birincisi, finans kurumları mevcut oyun alanı olan yüksek kâr marjlı bireysel hizmetlerde yukarıda bahsettiğimiz yeni gelişmeler nedeniyle bir daralma yaşayacaklar. Bu durum, hem işlem hacimlerinde (ya da pazar paylarında) bir azalma hem de kar marjlarında bir düşüş olarak kendini gösterecek. Kripto para girişimleri finansal işlemlerde gücü aracılardan alıp tüketici tarafına kaydırmaya başladılar bile. Facebook benzeri teknoloji şirketleri de kullandıkları ileri teknoloji ve yıllar içinde edindikleri kullanıcı deneyimi sayesinde zaten dokunmakta oldukları kitleleri ufak bir dokunuş ile kendi ekosistemlerine çekmeye çok yakınlar.

İkincisi değişim ise, finansal kurumlar için yeni potansiyel fırsatların ortaya çıkması şeklinde yaşanacak. Bir yandan bu alana yeni giren teknoloji şirketleri, tüketicinin korunması ve mevcut regülasyonlara uyumlu olma gibi ayrıcalıkları nedeniyle finans kurumlarını kullanmaya devam edecekler. Öte yandan merkez bankaları kullanıcı deneyimindeki engin tecrübelerinden dolayı mevcut finans dünyası aktörlerini vazgeçilmez bir iş ortağı olarak görecekler. Ancak ilişkinin şekli değişecek ve finans kurumları müşteriden uzaklaşacakları için güç kaybına uğrayacaklar. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda, finans kurumları tabir-i caizse “fason üretim” yapan işletmelere dönüşecekler. İşlem hacimleri belki eskisinden de fazla olacak. Ancak hem kâr marjları minimuma inecek, hem de artık müşteriye eskisi gibi dokunamayacaklar.

Sonuç

Dijitalleşme ile birlikte hızlı bir dönüşümden geçerek kârlı konumlarını artıran finansal kurumlar, şimdi yeni bir dönüşümün arifesindeler. Üstelik bu sefer masanın diğer tarafındaki müşteriler hem daha donanımlı hem de daha farklı alternatife sahipler. Açık bankacılık alanında olduğu gibi yeni Fintech girişimlerine adapte olmaları onları oyunda bir süre daha tutacak taktiksel davranışlar olabilir. Ancak uzun soluklu bir maraton için kendilerini yeniden konumlandırmaları şart. Bu da finansal kurumlar için hem daha güçlü ve zor ulaşılabilir bir müşteri kitlesi hem de yüksek işlem hacimli ama düşük marjların olduğu bir dünyayı işaret ediyor.


Not 1: Bu yazı ilk olarak 3 Kasım 2020’de BTCHaber.com‘da yayınlandı

Not 2: Tüm yazılara Yazılar sekmesinden ulaşabilirsiniz

Genel not: Bu ve diğer yazılarımızın hiçbiri yatırım tavsiyesi değildir. Özellikle DeFi yani merkeziyetsiz finans sektörünün denetime tabi olmamasından dolayı klasik piyasalara göre çok daha riskli olabileceğini göz önünde bulundurun.